gezelim gorelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezelim gorelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Bozcaada 1.gün



Ben arkadaşlarımın çok beğendiği, senelerce arka arkaya gittiği yerlere ilk defa gittiğimde neden bu kadar seviyor ya da sevmiş olabileceklerini düşünürüm genellikle. Bozcaada da bir çok arkadaşımın büyük bir aşkla gittiği bir yer.
Ben ilk defa bu 19 Mayıs tatilinde gidebildim. Gitmesi çok kısa değil dolayısı ile bir gün erkenden yola çıkıp aslında pek kimsenin tercih etmediği bir güzargah izleyerek çok rahat ulaştık biz. Önce 07:00 Yenikapı – Bandırma feribotu arkasından Çanakkale yolunu izleyerek Geyiklide 13:00 feribotuna rahatlıkla yetiştik. 13:30 da adaya indik. Biraz daha uzun sürdü belki ama daha az yorucu olduğu kesin.
Adaya iner inmez Pelagos Otele gidip eşyalarımızı bıraktık. İlk izlenimler, harika bir deniz, odada deniz manzarası, akıtan ve dolmayan bir sifon, su gitmeyen bir lavabo, duşun giderinde bir tomar birikmiş saç. Bunun dışında çalışmayan bir buzdolabı ve pis bir balkon. Elbette odada kasa da yok. Banyo problemleri için gelen sorumlu bayan da sanki kendisine hakaret edilmiş gibi bir asabiyetle sifona basıp akıntıyı durdurdu ve bu şekilde çalıştığını söyleyerek odamızı terketti.
Biz keyfimizi bozmadık ve tatilimizin ilk durağı Sandal restoranda öğle rakımıza ve sohbetimize başladık. Tatilden 1 gün önce olduğu için kimseler yoktu, ada halkında tatlı bir telaş vardı ertesi gün ve akşama hazırlanabilmek için. Cengiz Bey bize mutlaka yememiz gereken mezeleri hazırladı, hepsi bir lezzet şöleniydi. Masadaki tüm mezeler çok özel ve daha önce tatmadığım mezelerdi. Sıra merakla beklediğimiz ahtapot ızgara geldiğinde çok daha iyilerini yemiş olduğumu söylemek zorundayım. Ancak servisi, Cengiz Bey’in güleryüzü, yemeklerin lezzeti konusuna merkezdeki 1 numara kesinlikle Sandal restoran oldu. 




Misler gibi öğle yemeğimizi yiyip dinlendikten sonra otelimize gidip deniz kenarında keyif yapalım dedik. Deniz harika, hava harika , ortam tam harika olacakken sahilde bir hareketlilik başladı. Kablolar döşenmeye, karşıdaki virane binadan işçiler çıkıp dolanmaya, yüksek seviyede müzik ile ses denemeleri yapılmaya başlandı. Sahilde güneşlenen 4 bayan ve otelin neredeyse tüm personeli hep bir arada... neyse..

Güzel konulardan devam edersek, meşhur ada günbatımını anlatayım. Henüz kalabalık değilken gidelim diye yola çıktık, yaklaşık bir 40 dakika küçüçük adada kaybolduktan sonra rüzgar güllerini görüp oldukça bozuk bir yoldan elbet burasıdır diye içeri daldık. Gele gele rüzgar güllerinden birinin dibine geldik ve durmak zorunda kaldık. ben tutturdum burda bir fener olacaktı yanlış yerdeyiz diye. Fener varmış gerçekten ve burnun en ucundaymış ama 3 sene önce oraya gidiş kapatıldı dediler.   Zaten askeri alan gibi teller ile kapalıydı çevresi, bizde yol bozuk olduğundan yürüyerek birkaç kişinin seyyar masalar ve sandalyeler kurduğu yere gittik. 


Insanlar ne güzel portatif masa ve sandalyeleriyle kurulmuşlar açık bir alana şaraplarını içiyorlar, sohbet ediyorlar.. Bayıldım doğrusu dedikleri kadar varmış. Denizfenerine ise giden gitmiş sonradan bazı fotoğraflarda gördüm ve üzüldüm laf dinleyip gitmediğimize..

Günü turuncu batırdıktan sonra bağların içinde tavsiye üzerine bulduğumuz Maya Restoran'a gittik. Bulması biraz zor oldu ama sahiplerinden Selçuk bey yardımıyla ulaştık. Kenidisi bizi kapıda karşıladı, kendini tanıttı. Bahçe içinde birkaç masadan oluşan samimi bir yer burası. Fix menu olarak çalışıyorlar, ziyafet kendi yaptıkları ekmek ve peynirler ile başlıyor. Cabernet Sauvignon, Karalahna ve hatırlayamadığım başka bir ada üzümünden kendi yaptıkları şarap ile devam ediyoruz. Şarabın kokusu, rengi, lezzeti muhteşem. Maalesef sadece restoranda kullanıyorlar, satacak kadar üretemiyorlarmış. Sonra yemekler geldikçe geliyor.. Hepsi özel hepsi birbirinden lezzetli. Çalışanlarla sohbet, Selçuk Bey'in tanıtımları, kapanış yemeği olan eti önünüzde kesmesi, taleplerinize gösterdiği özen gerçekten insanı çok iyi hissettiren düzeyde. O kadar üşümesek gidesimiz yoktu hiç:) Fiyatları ada meyhanelerinden belki 10 lira daha pahalı. Ama yemek kalitesi, ortam, harcanan toplam emek düşünüldüğünde bence değer, gerçekten değer..

Üşümüş ama mutlu sevimsiz otelimize dönüyoruz. Önce lobide bangır bangır çalan ve 2. kattaki odamızı titreten disko müziğini susturmalarını sağlıyoruz. Sonra da harika bir uyku çekiyoruz.







16 Mayıs 2012 Çarşamba

Valencia

Bu aralar yine benim basimi alip alip gidesim var... Hatta bazen donesim bile gelmiyor.. Bahardan belki ya da aliskanliklarim cagiriyor beni gerisin geri..

Son kacamagim Valencia...
Belki cok ihtiyacim oldugundan, belki bahardan, belki sehirin kendi guzelliginden, yasanilabiir sehirler listesine bir yenisini daha ekledim gidip dondukten sonra..

28 derece ile beni karsilayan guzesli piril piril havasi 4 gunluk tatilim boyunca beni hic terketmedi.. Giderken dusunmustum neler yapabilirim, nasil vakit gecirebilirim diye.. Son gun aglamak istedim bir kac gun daha kalamadigim icin..

Insanin modu da cok onemli tabi gittigin yerde nasil vakit gecireceginle alakali.. Ben kendime kurallar koymadim, listeler yapmadim..Kendimi Valencia'ya teslim ettim.

Genel izlenimler olarak...
La Ciudad de Las Artes y las Ciencias: Ispanyollarin unlu mimari Santiago Calatrava tarafindan tasarlanan bu Sanat ve Bilim sehri aslinda birkac farkli muzeyi barindiriyor icinde. Sanat muzesi, Bilim Muzesi, Akvaryum ve bir de kure seklinde bir sinema.


Ben aslinda en cok sinemayi merak etmistim, daha once Paris'te bir yerde seyredip kendimden gecmistim, tahminim bu da ultra teknolojik 3D filan bir sinemaydi. Neyse ben saatlerimi uyduramadim, Diger muzeleri gezdim. Nerdeyse butun bir gunumu aldi sehrin bu parcasini dolanmam. Akvaryumlari pek sevememisimdir zaten, bence bu da estetik guzelligi disinda vakit kaybetmeye degmez.. Hayvanlarin kapali kafeslerde yasatilmasi beni her zaman huzunlendirmistir.


 Aslinda surayi mutlaka gorun diyebilecegim bir yer yok Valencia'da.. Ben sirt cantami alip butun sehri nerdeyse yuruyerek gezdim. Genel izlenimler:
  • Mayis ayi Valencia icin iyi bir zamanmis. Ne oldugunu bilmedigim agaclar cicek acmis ve butun sehri mis kokutmus:) Dolasirken insan kendini botanik bahcesinde hissediyor.
  • Paella aksamustu 17:00 den sonra yenmezmis.. (Zaten yersem uyayumam diye dusunuyorum, insanin midesine oturuyor) 
  • Mercat Central en buyuk sabit pazari, baliktan et'e, meyve'den sebzeye herseyi satiyorlar. Insan gorsel bir senlik yasiyor. 
  • Gece hayati oldukca hareketli, insanlar aksam yemegine saat 22:00 civari basliyor. Cok sik mekanlar var, canli muzik dinleyebileceginiz kucuk mekanlar da serpistirilmis sokak aralarina.
  • Mercat central haricinde bir de Mercado de Colon var ki bence mimari ve estetik acidan cok daha sempatik. Ayrica gec saatlere kadar, deniz urunleri yiyebileceginiz cok sirin restoran-barlar var.
  •  Palau de la Musica ciddi anlamda uluslararasi onem tasiyan orkestra ve muzisyenlere yer veriyor. Salon cok buyuk degil ama akustigi gercekten cok iyi. Konsere biraz erken giderseniz, sera seklinde olusturulmus kafesinde "Cava" (kopuklu beyaz sarap) icip tapaslardan atistirarak gelen geceni izleyebilirsiniz:) Bu arada dikkatimi dinleyicilerin sikligi cekti.. Herkes ozenerek giyinmis, bu da aslinda ne kadar saygili olduklarini gosteriyor.
  • Boga Gureslerinin yapildigi tek yer sanirim artik Valencia. Barcelona ve Madrid'de artik gosteri yapilmasi yasaklanmis. Ben Valencia'da da yasaklanmadan bir goreyim diye dusunmustum ancak icim kaldirmadigi icin binasini uzaktan fotograflamakla yetindim.  Uzaktan bakinca Roma'nin Colosseo'sunu andiriyor.
  • Himm en onemlisi Ispanyollar Ingilizce konusmuyor!!!
  • Sabah kahvaltisinda kizarmis ekmek uzerine tereyag ve recel surup yiyorlar.
  • Oglenleri gercekten siesta zamanlari, ortalikta sadece turistler kaliyor.

20 Eylül 2010 Pazartesi

My little poisonous mushrooms


Hic yazmaya halim yok ama bunu da islemeden buraya edemedim.. Agustos sonunda Venedik Alplerinde yuruyus yaparken buldugum zehirli sirin mantarlarim:)
Dikkatli bakinca altindaki sirin koyu gorulebiliyor:)

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Asolo - Treviso Bolgesinin Incisi

Treviso bolgesinin incisi olarak bilinirmis Asolo.. Venedige yaklasik 1,5 -2 saat uzakliktaki bu kucuk sehir uzun zamandir gormeyi bekledigim kadar varmis. Kucuk, romantik sevimli bir sehir..Gorulmeye deger 12.yy sonlarindan kalma kalesi, anfitiyatrosu ve bir kac eski villasi var aslinda, yarim gun icerisinde hepsini tamamlayabiliyorsunuz. Yolu dusenler "Enoteca alle ore" de soluklanip, son derece bilgili calisanlarinin sarap konusundaki tavsiyelerini ve hikayelerini dinleyip keyifli bir aksamustu gecirebilirler..

16 Haziran 2010 Çarşamba

Sicilya

3 sene sonra tekrar Sicilya'ya donmek heyecan verici. Bu defa ucakla Palermo'ya oradan da arabayla Trapani'ye gittik. Arkadasimizin dugununden once 3 gunluk bir tatil ayirdik kendimize.
Havalimanindan arkadasimiz bizi aldi ve sabah kahvaltimizi yapmak uzere bir pastanede aldik solugu. Laf aramizda bu pastene yakinda bir subesini Roma'da acacakmis. Sicilya tatlilari gercekten insani obez eder. Sadece tatlilari da degil tum yemekleri, benim icin tam bir gastronomik felaket!

Trapani oldukca sade ve kucuk bir sehir, bir kac kucuk klise ve yenilenmemis guzel bina disinda pek bir sey begendigimi soyleyemeyecegim. Italya'nin diger sehirlerine gore deniz urunleri restoranlarda cok ucuz ve porsiyonlari devasa.

Kaldigimiz oteli ben internetten buldum. Sessiz ve temiz bir oteldi. Restoraninda yedigimiz ogle yemegi cok basariliydi. Bence yesilligi eksik biraz fazla beyaz, odalari da kucuk ama personeli cok saygili, kibar, odalarin temizligi de kayda degerdi.

Ilk aksam Trappani'de kaldik. Yuruyerek dolasirken bir sarap evi (Trapani & Vino: via carolina 42 trapani) bulduk. Yaklasik 3 saatimiz sarap icerek ve sahibi ile sohbet icerek gecti. Sahibi inanilmaz seker ve neseli bir adam. Caldigi muzikler muhtesem, kendisinin de bu muzikle arada bir dansediyor olmasi da ayri bir senlikti. Fotograf cekmedigime pisman oldum.

Ikinci gun deniz askim tutunca sabahtan yola cikip yaklasik 45 dakika mesafedeki Scopello ve Riserva dello zingaro'ya gittik. Denizin rengi beni kendine bir kez daha asik etti ve buz gibi sularina kendimi defalarca teslim ettim. Sonradan ogrendigimize gore Tonnara'da ozel mulk diye gordugumuz yerler aslinda pansiyonmus. Sadece bilenlerin gittigi, deniz ve gunesle butunlesmis cennetler. Iclerini bilemiyorum tabi ama disaridan bakildiginda oldukca harap gozukmelerine ragmen kendilerine ozel plajlari olmasi oldukca cekici. Ayrica dugun, parti vb organizasyonlarinda yapilabildigini ogrenmemiz hos oldu. Yeniden evlenecegimden degil ama hayal etmesi bile guzel.


Son aksamimizi ise Erice'de gecirmeyi planlamistik, Trapani'nin ustunde kalan dagin tepesinde kurulmus kucuk bir kasaba diyebiliriz. Dagin zirvesi hep bir bulutla kapli olur demislerdi ve oyleydi, enteresan bir havasi var. Teleferikle cikmamizi onermisti arkadaslarimiz biz de sozlerini dinledik, yukari ciktikca bulutun icine girdik, icine girdikce asagiyi goremez olduk. Aslinda cok yukselmesekte cok soguklasti hava ve cok usuduk.
Dar sokaklari, tas binalari olan cok gizemli bir yer, her sokagin nerdeyse sisle kapli olmasi da baska bir gizem katiyor sehre. Burasi badem ezmeleri ile unluymus, biz de eksik kalmadik, unlu pastanesinde tatlilarinin tadina baktik tabi.
Uzucu olan saat 8 deyince heryerin kapanmaya baslamasi oldu. Restoranlar dahil:(

27 Nisan 2010 Salı

Sorrento


Biraz can sikintisi, biraz ucma biraz kacma istegi.. Iste sonucu Sorrento.
Roma- Napoli 1 saat trenle, Napoli Sorrento 1 saat circumvezuviana ile..
Bende sans olsaydi yagmur yagmaz, ben ateslenip geri donmek zorunda kalmazdim..Ama olsun, 2 gunluk Sorrentodan uzuun bir yuruyus, bir suru fotograf, 2 yeni dost, bir de atesli grip kaldi..
Bir kendime geleyim, bekle beni Positano..

27 Mart 2010 Cumartesi

Venedik ve Renzo Piano


Bugun sansli gunlerimden biri gercekten...
Muhtesem bir gunes, bol prosecco, cichetti, zatteri derken birden karsimiza cikan gozlere bayram bir sergi..
Zatteri'de tuz depolarindan birini almis Renzo Piano restore etmis. Vedova resimleriyle renklendirmis..Ortaya cok enteresan ve zevkli bir gosteri cikmis.
Brosurden belli olmasa da, tavandaki raylar resimleri koridor boyunca tasiyor ve motorlu celik askilarla yerine gotururup birakiyor. Butun resimlerin yerlesmesini biz oturdugumuz yerden izledik.
Dostum, Sen Floransa'da ben Venedik'te, ne cok istedim yanimda olmani... Senin icin birer kere daha baktim her detaya..

4 Eylül 2009 Cuma

Yaz bitti mi?

Eylul ayi geldi catti, Roma hala sicak, bazi restoranlar hala kapali ama sehir doldu, trafik geri dondu. Ben de geri dondum..

Yine korkunc sevimsiz bir Temmuz ve Agustos ayi ne mutlu ki geride kaldi. Restoranlarin bazilari hala kapali acik olanlarda ise hayat yok. Burda insanlar nasil egleniyor, naapiyor belli degil, buranin tek eglencesi restoranlarda yemek yemek yada aperatif almak sanki. Daha soyle yemekten sonra gidilecek, ickini yudumlarken dansedebilecegin, diskotekten hafif, bardan agir bir bir yer bulabilmis degiliz.
Is arkadaslarimla cikip yemek yedikten sonra yuruyus yapalim dedik dun, etrafta in cin top oynuyor, saat 22:30. Nerdeyse sokakta fisildasacaktik ahali uyanmasin yada rahatsiz etmeyelim diye. Ya da haftasonu yaptigimiz Piazza Navona ve Trastevere ziyaretleri .. Yemek ye, bir barda oturarak sohbet ederek ickini ic ve evine don seklinde sonuclandi. Dansedebilecegin diskotek tarzi yerler de 18 yas alti gururumuz genclerle dolu.. Mumkun mu gercekten soyle guzel ortamli hem dans edecegin, hem ickini icecegin, yorulunca dostlarinla iki laf edebilecegin yerlerin olmamasi italya'nin baskentinde?
Hadi ben yine cok yasamadim ogrenemedim desem, is arkadaslarim, ki iclerinde birkaci dogma buyume Roma'li, onlarinda bir onerisi olamiyor bu is sonrasi cikmalarimizda.. Insanlar ev is ev, yada ev is restoran ev seklinde yasiyor. Burda nasil eglenilir, nasil stres dagitilir bilen var mi??
Allahtan su ara konserler artti, onumuzde heyecanla bekledigim bir flamenko festivali bir de Ekim'de baslayacak olan Jazz festivali var. Bir de araya sikistirilmis bir Rossini haftasi.. Her 3u icinde biletlerim elbetteki hazir, sirada sadece beklemek var.
Jazz festivalinde benim bildigim 2 muhtesem isim, Diana Krall ve Richard Galliano, ikisini de sabirsizlikla bekliyorum. Flamenko festivali ise dans ve konser olarak ayrilmis yanilmiyorsam bir de work shoplar var. Ben simdiden dans gosterilerine biletlerimi aldim.
Agustos ayini da kapatmamiza ragmen Roma'nin yazini hala kapatabilmis degiliz, hava sicakligi (hissedilen) hala 36'larda, nemden bahsetmek bile istemiyorum.. Serin Iskocya tatilimizden donerken daha serin hayallerimiz vardi Roma icin. Oysa disari adim atilmiyor, ne gece ne gunduz, insan oturdugu yerde terliyor, uyku uyunmuyor, surekli bir bitkinlik, huzursuzluk hali.
Iskocya'ya gelirsek,
5 gun Edinburgh, 4 gun Glasgow tatilim bekledigim gibi muhtesem gecti. Dogasi ve insanlarina hayran kaldim. Sanirim dolastigim hic bir ulkede bu kadar sicak, yardimsever ve kibar insanlara rastlamamisimdir.
Edinburgh'da gittigim donemde uluslararasi sanat festivali olmasi, tarihi yapisi ve kalabalikligi sanirim sehri daha cok sevmemi sagladi. Glasgow daha cok Milano gibi, oldukca modern, cosmopolit, bana gore biraz da soguk.
Edinburgh'da 3 gunu sehre ayirdiktan sonra organize tur sirketlerinden biriyle 2 ayri gun iskocya golleri ve cevresini dolastim. Grayline tur sirketinden cok memnun kaldik, hem rehberimiz son derece bilgiliydi, hem otobusleri rahatti, hem de otelinden alip oteline birakan tek acenteydi. Turlardan birinde Inverness'e kadar ciktik otobusle. Aslinda turun amaci Ness golunde (Loch Ness) tekne turu ve otobusle cikarken de belli yerlerde durmak dinlenmek, fotograf cekmek vs idi. Tum tur 12 saat surdu, bunun abartisiz 8 saati otobus icinde. Cok yer gordum ama bir cogunu otobusun penceresinin arkasindan.
Loch Ness, canavariyla unlu olan bir gol, suyu oldukca karanlik,loch ness de zaten siyah gol demekmis, iskocya'nin havasida oldukca gri oldugundan aslinda oldukca kasvetli bir havasi var. Yerlileri bu arada bir kendini gosteren canavara cidden inaniyor galiba. Tekne turunu da pazarlarken canavar gorebilirsiniz diye pazarliyorlar. Tabi biz fotograflarda gorduklerinizden baska birsey gormedik, hatta o kadar hareketsiz bir geziydi ki onun yerine gol kenarinda turlamadigimiza uzulduk.
Loch Ness gezisinin disinda bir de Rosslyn Chapel gezisine ciktik, bu gezi daha dar bir alanda, daha uzun molalar vererek gecti ve icimize sindi.
Edinburgh'da bakinca aslinda cok da fazla fotograf cekmemisiz, gezilecek baslica yerler, Edinburgh kalesi, National Museum (Avrupa'daki digerleriyle karsilastirinca muze olarak oldukca fakir kaliyor aslinda), bizim bagdat caddesi gibi tasvir edilen, 1 senedir tam ortasindan gecen tramvay calismalari sebebiyle yurunemez hale gelen Princess street ve arkasindaki Rose Street & George street alisveris ve dukkanlar acisindan oldukca zengin. Bunun disinda Kale cevresindeki Royal Mile bolgesi de gormeye deger. Grassmarket dedikleri buyuk meydan ve cevresi ise bana gore oldukca vasat.
Yine kalenin altinda kalan parklar ise sakin yuruyusler icin mukemmel.
Restoranlara gelirsek, bizim en cok begendigimiz eski bir sato'dan bozma the Witchery oldu. http://www.thewitchery.com/. Servis ve ortam cok basarili, deniz urunu sevenlere tam bir cennet. Onun disinda biz genelde yerel Pub ve restoranlarda yedik, Mussel Inn diye bir restoranlar zinciri var, sirf deniz urunu calisiyorlar, midye, karides, tarak vs yemek icin basarili ama ben kazara makarna denedim, birinci cataldan sonra butun tabagi geri yolladim.
Edinburgh'dan sonra Glasgow'a gectik.

29 Ağustos 2008 Cuma

Tatil donusu 3 - Almanya

Almanya turumuza Bamberg ile basladik. Amacimiz romantik yol uzerinde bulunan, bir arkadasimizin onerdigi kucuk sehirleri gezerek Munih'e ulasmakti.
Bamberg gercekten anlatildigi kadar guzel, keyifli ve sokaklari tarih kokan bir sehir. Istanbul gibi 7 tepesi var. Bu tepelerden birine tirmandiginizda bakmaya doyamadiginiz Katedral'e ulasiyorsunuz. Hemen solunda eski mahkeme binasi var. Bahcesine girince insan nerde oldugunu sasiriyor.
Bamberg'de Alman bir arkadasimizin onerilerinden biri olan yerel bir bira evine gittik. Hakikaten icerisi cok orjinal son derece geleneksel gozukuyordu. Isin aci tarafi bu yerel restoranda kimse ingilizce konusmuyordu. bazen bu kadari fazla olabiliyor. Oyle ki benim peynir siparisime buyuk bir sosis biftegi geldi. Yanlis hatirlamiyorsam 3 cesit biralari var. Biri siyah, biri sari digeride weisse . Hepsi de isli. Ben isli biradan pek hoslanmadim ne yazikki, dolayisiyla benim yemegimi de birami da Alberto hupletti. Ben tabi ac kaldim. Ama et yiyenlerin restoranin menusunden hoslanacaklarini dusunuyorum.
Bamberg'den sonraki duragimiz Wuerzburg oldu. Wuerzburg aslinda romantik yolun baslangici. Franconia sarabi ile unlu. Burda aksamustu otelimize yerlestikten sonra sehri gezmeye ciktik. Sehri bir aksamda gezdikten sonra yemegimizi yiyip otelimize geri donduk. Sabah Unesco tarafindan Dunya Klutur Hazinesi olarak secilen ve korunan Residence Palace'i gezmeye gittik.
Wurzburg'dan sonraki duragimiz Rothenburg'da gezdikten ve ogle yemegimizi yedikten sonra Augsburg'da ayarladigimiz otele dogru hareket ettik.

Otele yerlesip biraz dinlendikten sonra hava kararmadan hemen cok merak ettigimiz Fuggerei evlerini gormeye gittik. Fuggerei, dunyanin en eski sosyal konutlari olarak biliniyor. Icinde hala yasayanlar var. Evlerden bir tanesini muze haline getirmisler ve icindeki esyalari orjinal olarak korumuslar. Giriste biletlerinden toplanan parayla mahallenin restorasyon giderleri karsilaniyormus.

Aksam, soylemeden edemeyecegim, Rathaus'un yani belediye sarayinin icinde yer alan son derece modern restoranda kendime resmen bir ziyafet cektim. Seyahatimiz boyunca yedigim tek dogru durust yemek sanirim bu oldu. Aslinda patates disinda yedigim tek yemek diyebiliriz nerdeyse. Kokteylleri de cok basariliydi.

Ertesi sabah gormeyi dort gozle bekledigim Walt Disney kalesine dogru, Fuessen'e dogru yola ciktik. Burda insanin cenneti bulduguna inanmak hic zor degil. Gidis yolu tam bir masal dunyasi.. Alplere dogru yaklastikca yemyesil tarlalar, tarlalarda otlayan yuzlerce birbirinden guzel inekler, gercek mi diye tekrar tekrar baktigimiz Swan Lake golu (Kugu Balesinin gectigi gol) ve yemyesil heybetli daglarin ortasinda kralin yazlik evi olan Hohenschwangau kalesi ve daha sonra kralinin oglu 18 yasinda kral olan 2. Ludvig kendine ozel yaptirdigi meshur Walt Disney - Neuschwanstein kalesi.

Fuessen sehir olarak da son derece sempatik ve sicak bir yer. Araba ile 4 km kadar ciktiktan sonra kalelerin oldugu bolgeye ulasiyorsunuz. 8 euro gibi ciddi bir park odemesi yaptiktan sonra Kisi basi 17 euro bilet parasi verip kale biletlerine sahip olmaniz mumkun. Bunu yaziyorum cunku bana asiri geldi.. Neyse deger miydi, herseyiyle degerdi tabi. Her iki kaleye de cikis icin at arabasi mevcut. Yurumek isteyenler icin ozel parkurlar var. Her iki kaleye de rehber esliginde girmek zorunlu dolayisiyla turlara yer bulabilmek icin erken bir saatte gitmek uygun olur.

Kalelerin ic dekorasyonunun agirligi bir sure sonra inasana ayy dedirtsede ihtisami gormeye deger. Dekor olarak bir cok yerde kugu biblolari kullanilmis. 2. Ludwig'in Wagner'in yakin arkadasi olmasi sebebiyle kalede Wagner'in eserlerinden canlandirma duvar resimleri agirlikta.

Walt Disney'le olan baglantisi ise Sindirella masalinda kullanilan kale olmasi. Walt Disney daha sonra kale'nin haklarini da satin almis. Bu tabi bizim duydugumuz, arastirma yapmadan yaziyorum...

Kale gezilerimizi bitirdikten sonra aksam Munih'e vardik. Otelde bayilip uyuduktan sonra ertesi sabah sehri gezmeye basladik. Munih guzel ve modern bir sehir 2. dunya savasinda bombalandiktan sonra sehri tekrar bastan yaratmislar dolayisiyla orjinale yakin pek bir sey kalmamis. Alisveris yapmak icin cok uygun buldum ben:) Hatta kiz kiza gidilip sabahtan aksama alisveris yapilasi bir yer... Anlayan anladi:)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Tatil donusu 2 - Cek Cumhuriyeti

Sinirda kontrollere takilmayi beklerken gecip giriverdik Cek Cumhuriyeti topraklarina.. Benim cek vizemde yoktu zaten hic uzulmedim acikcasi...Sadece gumruk olmamasina sasirdim.


Avusturya'dan sonra daha az bakimli ama yine bir o kadar yesil yollardan arabamiz ve biz Prag'a dogru emin adimlarla ilerledik. Bir kac sicak saatten sonra otelimize vardik. Esyalarimizi otele birakip benim internetten buldugum tam Charles koprusunun ayaginda, muhtesem manzarali Hergetova Cihelna Restaurant & Bar 'a dogru hareket ettik. yemeklerinin odullu oldugunu okumustum hakikaten ikimizde cok begendik, hem ortam hem servis hem lokasyon olarak cok basarili bir secim yaptigimi anladim.. Bu arada yemek yerken nehrin uzerinde dolanan teknelere bakip, bir de bir sonraki gune yer ayirttigim Jazz Boat rezervasyonumuzu iptal etmeye karar verdim. Uzaktan bakinca bizim bogazda gezinen kabus turist teknelerini andiriyordu..


Yemekten sonra yagmur esliginde sehir gezme planlarimizi ertesi gune birakarak otelimize geri donduk.


Ertesi gun klasik Kale gezisi.. Ben Kalenin icindeki katedrale hayran kaldim. Biz en cok Yahudi mahallesini sevdik, hem kucuk hem cok hareketli hem kultur dolu. Tabi muzeleri gezerken insanin insanligindan utandigi olmuyor degil.. Neysseee...

3. gunun sonunda ben yavas yavas patates yemekten, Albe de et yemekten sikilmaya baslamisken Plzen uzerinden Mariaske Lazne'ye dogru yola ciktik. Plzen bira uretimi ile unlu, yemyesil, duzenli ve gorulesi bir sehir. Son derece ozenle duzenlenmis cicek bahceleri ve parklari insana kendini iyi hissettiriyor.
Plzen'i birakip aksamustu termalleriyle unlu Mariaske Lazne'ye variyoruz. Ilk olarak sarki soyleyen cesme olarak bilinen, esas parkin icindeki cesmeye gittik, sansimiza sarki soylemeye baslamisti:) Soylenene gore akarken carptigi metallerin cikardigi ses yuzunden sarki soyleyen cesme deniyormus ama basbayagi hoperlorden klasik muzik veriyorlar alana.




Bu bolgede yanlis hatirlamiyorsam 5 cesit kaynak var ve hepsininin iyilestirdigine inandiklari hastaliklar birbirinden farkli. Videoda arkada gozuken uzun metal yapinin (Colonnade) icinde kaynaklara musluklar baglamislar ve bardagini alip gidiyorsun ve istedigin sudan doldurup iciyorsun. Biz birkacini denedikten sonra tadina dayanamayip doktuk.. Zaten oyle bir kere icmekle olmuyor haftalik doktorlarin onerdigi kurler var.

Genelde hastaliklarina derman arayanlar cevredeki otellere 1 haftalik paket programlarla gidiyorlar. Icine komple check-up dahil, spa, masaj ve termal banyolari iceren programlar var. Genel olarak tabi 60 yas ustunun tercih ettigi bir yer ama oyle huzur dolu ve spa'lar oyle guzel ki mutlaka gidip gorulmeli diyorum. Son derece modern kompleksler, doktor kontrolunde masaj ve kurler, cok profesyonel bulduk ikimiz de. Bizim 2 gunluk termal maceramiz masaj icin musait otel bulamamamizla Nove Lazne otelinin muhtesem spa merkezinde butun gun yuzerek ve keyif yaparak son buldu. Ilk basta cozmek zor olsa da anladik ki burdaki Spa merkezleri otellerin icinde ayri ayri calisiyor. Her otelin Spa merkezinin fiyatlari farkli. Genel olarak saatlik havuzlara giris ucreti 20 euro civarinda.

Burda yemek konusunda da yuzumuz guldu. Obezite tedavisi ile ilgili programlar oldugundan dolayidir sanirim, restoranlarda diyet yemekler ve bu civarlarda pek sik bulunmayan buharda pismis sebze vs bulabildik. 2 gun midemiz bayram etti:)


Tatil donusu - 1 Austria

Iki haftalik Orta Avrupa turunu tamamladik..

10 gunde 3 ulke ve yaklasik 10 sehir gezdik geldik. Cok gorduk, cok dinlendik, cok keyiflendik.. Ikimizin de ihtiyaci varmis yasadigimiz is temposundan sonra..

Ilk duragimiz Venedikten Salzburg oldu. Ikinci defa arabayla sinir gectim.. Aslinda sinir diye birsey yok, sadece change officeler ve otobanda arabaniza yapistirmak zorunda oldugunuz odeme makbuzunu satan ofisler.

Daha once Viyana'ya bir yilbasi icin gitmistik arabayla ama ben yolda uyudugum icin sanirim farkina varamamisim, otoyollardaki duzenin ve ulkede hakim olan genel yesilligin.

Salzburg kucuk ama cok sevimli tarih kokan bir sehir. Eski sehrin icindeki kucuk dukkanlar, yoruldugunuzda susuzlugunuzu giderebileceginiz birahaneler, pastaneler, sehre tepeden bakan kalesi ve nerdeyse her sokakta karsiniza cikan muzik yapan sanatcilar ve baslarina toplanmis turistler..

Benim en cok hosuma giden binalarin haricinde, Mozart'in vaftiz edildigi sey (kase-havuz?? bilmem ki nedir ona), ve Mirabell Sarayinin bahcesi oldu. Inanilmaz guzellikte bir cicek bahcasi yaratmislar sarayin bahcesinde.

bir de tabi soylemeden edemiyecegim noel susleri dukkanlari.. Neden senenin bu vaktinde bu kadar cok noel susu satan dukkan gorduk pek anlam veremedim ama cok hosuma gitti. Ozellikle cam agac toplari sanat eserlerini andiriyordu.. Kirilacagindan korktugumdan alamadim tabi..
Salzburg'u tam bir gun dolastiktan sonra Linz'e dogru yola ciktik.. Aksam otelimize varip esyalari biraktiktan sonra kendimizi buyuk bir heves ve aclikla Linz sokaklarina attik.. Yurudukce kucuk kucuk ve oldukca pis gozuken kebapci, pideci, lahmacunculari gectikten ve sokaklarda varolan sessizligi ve terkedilmisligi pazar aksami olmasina bagladiktan sonra, 1 saatlik arastirmanin sonunda buldugumuz tek restorana girip firinda patates yemek zorunda kalip hayal kirikligi ile otelimize donduk. Firinda patatesin uzerine bulanmis kremadan bahsetmek bile istemiyorum..
Sabah uyanip kahvaltimizi meshur Linzer Torte ile yapmayi hayal ederek sokaga attik kendimizi, yaklasik yarim saatlik dolanmadan sonra bir pastane bulup oturduk. Ama Linzer torte bitmis oldugundan baska bir pastaneden ogle yemegi icin kendilerini satin alip kacarak Linz sehrinden uzaklastik..
Ogle yemegimiz aldigimiz muhtesem ekmeklerle yapilan sandwich ve ununu hak eden linzer torte ile oldukca keyifli gecti. Ben oyle bir keyiflenmisim ki Avusturya otoyollarinda her adim basi bulunan kucuk piknik alaninda icinde tum paramiz, pasaportlarimiz ve cuzdanlarimiz olan cantami birakip Cek Cumhuriyeti sinirina kadar da yoklugunu farketmemisim.
Ben kalp krizi gecirmek uzereyken arabayi buyuk bir sakinle piknik yerine kadar kullanan ve bana tek bir soz bile etmeyen kocami ne kadar sevdigimi ve takdir ettigimi bir kez daha bu olayla anladim. Cantaya gelirsek, piknik alaninda bankin uzerine yapistirilmis bir not bulduk. " Oyku ve Alberto cantanizi sehrin polis merkezine birakiyoruz, adlari ve adresleri" Inanamadim... Gercekten inanamadimmm. Salya sumuk aglayarak polis merkezine gittik cantami ve cantayi bulan ailenin detaylarini aldiktan sonra yolumuza devam ettik...
Tatilimizi bize geri iade eden aileye nasil tesekkur edilir gercekten bilemiyorum. Durustlugun ve insanligin olmek uzere oldugunu dusunup huzunlendigim anlarda bu aileyi hatirlayip, onlar icin hep guzel seyler dileyecegim...

26 Haziran 2007 Salı

Stromboli

Sonunda 2 senedir gitmeyi hayal ettigim Stromboli tatiline gittik. Stromboli Sicilia`nin yan tarafinda kalan eolie takim adalarindan hala faaliyet gosteren volkanik olani. En son Mart ayinda canlandi simdilerde dinlenmede.

Barbablu Neva ve Andrea`nin birlikte yarattigi 6 odali butik otel tarzi bir yer. Tum odalarini tek tek Andrea dizayn etmis. Tum objeleri tek tek kendi bulup yerlestirmis. Otelin bir de sadece aksamlari hizmet veren restorani var. Ascisi Neva, yemekleri balik agirlikli ve itiraf etmeliyim ki ben hayatimda hic bu kadar cok balik yemegini bir arada ve bu kadar zevkle yemedim. Hatta bu defa bana cig ton baligindan yapilmis bir yemegi bile yedirmeyi basardi kendisi:) Neyse restoran bizim teyzenin diye degil gercekten adanin en iyi restorani.

Ada o kadar guzeldi ki, adadaki tum cicekler acmis, heryer yasemin, gardenya ve adini bilmedigim daha bircok cicegin kokusuyla bezenmis. Oyle ki kaktusler bile acmis.Yurudukce yuruyesi, dolastikca bakasi geliyor insanin. Haziran ayi iyi bir zamanlamaymis adaya tekrar gelmek icin.

Deniz bir icim su, hic bir yerde boyle siyah isil isil kum, ve boylesine derin bir mavi bir arada gorulmemistir. Tek sorun son iki senedir stromboli sularini isgal eden deniz analari. Kendileri aslinda cok guzeller, bordo ve lila renklerinde, ama yarattiklari etki o kadar iyi olmuyor. Bunlar zehirli olanlarindan. Stromboli icin cok kotu bir gelisme cunku yuzmeye doyamadigin sulardan korkar hale geliyorsun. Yine de biz azmettik, tekneyle acildik ve doyasiya denize girdik.

Adanin meshur volkani yerlesim yapilan bolgenin tam arkasinda kaliyor. Yani aslinda lavlarini biraktigi yer arka tarafta kaliyor. Tekneyle acildigimizda adanin arkasina dogru gittik. Volkan arada bir pufluyor ve taslari yerinden oynatip denize birakiyor. Hatta bir ara oyle bir costu ki bizim kaptan korkup uzaklastirdi tekneyi..


Bu tatilde gecti gitti boyle... Bir sonraki insallah Istanbul... bekle beni Istanbul:)













12 Haziran 2007 Salı

Roma`da Turistik bir haftasonu

20 senelik ortaokul arkadasim Roma`ya ziyaretimize geldi bu haftasonu. Benim Roma`da gecirdigim en guzel haftasonu oldu dolayisiyla:)
Biz surekli ev derdiyle ugrastigimizdan, henuz turistik gezilere baslayamamistik Roma`da. Lerzan sayesinde ende kafamizda planladigimiz birkac yeri gormus olduk.
Oncelikle her hafta konser dinlemeye gittigimiz Auditorium`un rehberli gezisine katildik. Burasi son senelerde yapilmis cok buyuk bir muzik kompleksi.

Projelendirilmesi icin bir ihale acilmis ve Renzo Piano bir cok ustunluk ile projeyi kapmis. Projenin icinde 3 buyuk konser salonu, bir cok prova odasi, 2 buyuk park ve seminer odasi mevcut. Alan dahilindeki binalarin koridorlari bile ses akustigi acisindan uygun sekilde tasarlanmis. Ayrica 3 ana binanin tam ortasinda yaz aylarinda kullanilmak uzere bir de acikhava tiyatrosu insa edilmis. Kompleksin insasi sirasinda ortaya cikan kalintilarda kompleksin koridorlarindan yururken camekanlar ardinda izlenebiliyor.


Bizim bugune kadar gittigimiz konserler hep 2 konser salonunda yapildi. Henuz buyuk salona hic girmemistik. Ilk defa gezi sirasinda iceri girdik ve girmemizle agzimizin acik kalmasi bir oldu. Bugune kadar bir cok konser salonu gordum ama modernleri arasinda beni bu kadar sasirtabilen hic olmadi. Burada konser seyredebilmek icin sabirsizlaniyorum.
Bir de Lerzan`in geldigi ilk aksam muhtesem pizzalarimizi Don Pachino`da yedikten sonra nefes alamaz hale geldigimiz icin yuruyuse ciktik. Testaccio civarlarinda yururken bir baktik daha once sansa acilisina katildigimiz sergi aksamin 11inde yine acik. Roma`nin inanilmaz gelisimi bu olsa gerek, gece 12 de sokaklarda insanlar var, her yer civil civil , restoranlarin mutfaklari geceleri istedigin saate kadar acik. Venedik`ten aliskin olmadigimiz bir sey bu. Aksam dokuzbucukta bir restorana girerken soruyoruz birbirimize ayyy kapatmamislardir insallah diye..

Bahsettigim sergi Roma`nin antik zaman mezbahasinin icinde. Inanilmaz bir teknolojisi var. Biz daha once orayi gezmemize ragmen dikkat etmedigimiz bir suru detay oldugunu farkettik. Mimar arkadasinla gezmenin faydalari da bunlar herhalde:)

Hayvanlari asip binadan binaya kaydirdiklari kizaklar ve kancalar gercekten insanin tuylerini urpertiyor.

Sergi bir garipti aslinda icinde bulundugun binanin icinde yasanan vahseti anlatircasina siddet doluydu. Ben hic hoslanmadim gorduklerimden. Ama tabi arkadasimla gezmek dolasmak onun gozleriyle tekrar bakmak cok guzeldi. Keske daha cok kalabilseydi...

21 Mayıs 2007 Pazartesi

Sermoneta`da bir pazar


Roma`ya 80 km mesafedeki Sermoneta`ya saat 16:00 gibi ulastik. Amac 19 Mayis kutlamalari icin toplanan italya`daki Turkler grubu ile birlesip masalimsi gorunen kalenin icinde Turkiyenin durumu ile ilgili kisa bir konferans dinlemek, diger Turklerle tanismak sohbet etmek,adres alip vermek aksama dogru ozledigim Turk yemeklerinden yemek ve bunun gibi aktiviteler arasinda 19 Mayis kutlamakti...

Ulastigimizda otobus ile gelen diger Turkleri parca parca sehrin icinde dagilmis olarak bulduk. Kendimizi tanitip nerde toplandigimizi filan sorduk. Buyuk bir hayal kirikligi ile yapilacak konusmanin Kalede degil bir binanin ufak bir odasinda olacagini ogrendik. O vakte kadar biz biraz sehri gezip fotograf cektik, nefis kurabiyelerinden aldik, kucuk kafelerinde oturup dinlendik.

Konferans eski Buyukelci tarafindan Ermeni sorunlari uzerine oldu. 19 Mayisan pek fazla bahsedilmedi. 1 saat suren konferanstan sonra benim migrenim tuttugu icin programin devamina katilamadan ayrilmak zorunda kaldik.

Aslinda beklediklerimi fazla bulamadim, sanirim bizim hatamiz da otobusle diger grupla degil arabayla gitmek oldu. Otobuste herkes birbiriyle tanismis. Biz kafamiza gore pek kimseyi goremedik. Ama gittigim icin mutluyum, Sermoneta masalimsi bir yer.

Yolda donerken, gelirken yol kenarinda gorup ne oldugunu anlayamadigimiz kalabalik dagildiktan sonra ortaya cikan muhtesem Ninfa bahcelerinin onunden fotograf cekmeden gecip gidemedik. Gordugum en muhtesem yerlerden biriydi. Ama ne yazikki biz cok sikilmis ve yorulmus oldugumuzdan iceri girmeye calismadik bile. gerci tum arabalar gitmis oldugundan muhtemelen zaten kapanmisti. Bu sabah ise geldigimde ogrendim ki bu bahceleri gezmeye sadece ayda bir haftasonu izin veriyorlarmis ve biz dun gezmeden onunden gecip gitmisiz:(



Son pismanlik fayda etmez tabi ama en azindan disaridan bir parcasini gorebilmis olmaya sevindim.