29 Ağustos 2008 Cuma

Tatil donusu 3 - Almanya

Almanya turumuza Bamberg ile basladik. Amacimiz romantik yol uzerinde bulunan, bir arkadasimizin onerdigi kucuk sehirleri gezerek Munih'e ulasmakti.
Bamberg gercekten anlatildigi kadar guzel, keyifli ve sokaklari tarih kokan bir sehir. Istanbul gibi 7 tepesi var. Bu tepelerden birine tirmandiginizda bakmaya doyamadiginiz Katedral'e ulasiyorsunuz. Hemen solunda eski mahkeme binasi var. Bahcesine girince insan nerde oldugunu sasiriyor.
Bamberg'de Alman bir arkadasimizin onerilerinden biri olan yerel bir bira evine gittik. Hakikaten icerisi cok orjinal son derece geleneksel gozukuyordu. Isin aci tarafi bu yerel restoranda kimse ingilizce konusmuyordu. bazen bu kadari fazla olabiliyor. Oyle ki benim peynir siparisime buyuk bir sosis biftegi geldi. Yanlis hatirlamiyorsam 3 cesit biralari var. Biri siyah, biri sari digeride weisse . Hepsi de isli. Ben isli biradan pek hoslanmadim ne yazikki, dolayisiyla benim yemegimi de birami da Alberto hupletti. Ben tabi ac kaldim. Ama et yiyenlerin restoranin menusunden hoslanacaklarini dusunuyorum.
Bamberg'den sonraki duragimiz Wuerzburg oldu. Wuerzburg aslinda romantik yolun baslangici. Franconia sarabi ile unlu. Burda aksamustu otelimize yerlestikten sonra sehri gezmeye ciktik. Sehri bir aksamda gezdikten sonra yemegimizi yiyip otelimize geri donduk. Sabah Unesco tarafindan Dunya Klutur Hazinesi olarak secilen ve korunan Residence Palace'i gezmeye gittik.
Wurzburg'dan sonraki duragimiz Rothenburg'da gezdikten ve ogle yemegimizi yedikten sonra Augsburg'da ayarladigimiz otele dogru hareket ettik.

Otele yerlesip biraz dinlendikten sonra hava kararmadan hemen cok merak ettigimiz Fuggerei evlerini gormeye gittik. Fuggerei, dunyanin en eski sosyal konutlari olarak biliniyor. Icinde hala yasayanlar var. Evlerden bir tanesini muze haline getirmisler ve icindeki esyalari orjinal olarak korumuslar. Giriste biletlerinden toplanan parayla mahallenin restorasyon giderleri karsilaniyormus.

Aksam, soylemeden edemeyecegim, Rathaus'un yani belediye sarayinin icinde yer alan son derece modern restoranda kendime resmen bir ziyafet cektim. Seyahatimiz boyunca yedigim tek dogru durust yemek sanirim bu oldu. Aslinda patates disinda yedigim tek yemek diyebiliriz nerdeyse. Kokteylleri de cok basariliydi.

Ertesi sabah gormeyi dort gozle bekledigim Walt Disney kalesine dogru, Fuessen'e dogru yola ciktik. Burda insanin cenneti bulduguna inanmak hic zor degil. Gidis yolu tam bir masal dunyasi.. Alplere dogru yaklastikca yemyesil tarlalar, tarlalarda otlayan yuzlerce birbirinden guzel inekler, gercek mi diye tekrar tekrar baktigimiz Swan Lake golu (Kugu Balesinin gectigi gol) ve yemyesil heybetli daglarin ortasinda kralin yazlik evi olan Hohenschwangau kalesi ve daha sonra kralinin oglu 18 yasinda kral olan 2. Ludvig kendine ozel yaptirdigi meshur Walt Disney - Neuschwanstein kalesi.

Fuessen sehir olarak da son derece sempatik ve sicak bir yer. Araba ile 4 km kadar ciktiktan sonra kalelerin oldugu bolgeye ulasiyorsunuz. 8 euro gibi ciddi bir park odemesi yaptiktan sonra Kisi basi 17 euro bilet parasi verip kale biletlerine sahip olmaniz mumkun. Bunu yaziyorum cunku bana asiri geldi.. Neyse deger miydi, herseyiyle degerdi tabi. Her iki kaleye de cikis icin at arabasi mevcut. Yurumek isteyenler icin ozel parkurlar var. Her iki kaleye de rehber esliginde girmek zorunlu dolayisiyla turlara yer bulabilmek icin erken bir saatte gitmek uygun olur.

Kalelerin ic dekorasyonunun agirligi bir sure sonra inasana ayy dedirtsede ihtisami gormeye deger. Dekor olarak bir cok yerde kugu biblolari kullanilmis. 2. Ludwig'in Wagner'in yakin arkadasi olmasi sebebiyle kalede Wagner'in eserlerinden canlandirma duvar resimleri agirlikta.

Walt Disney'le olan baglantisi ise Sindirella masalinda kullanilan kale olmasi. Walt Disney daha sonra kale'nin haklarini da satin almis. Bu tabi bizim duydugumuz, arastirma yapmadan yaziyorum...

Kale gezilerimizi bitirdikten sonra aksam Munih'e vardik. Otelde bayilip uyuduktan sonra ertesi sabah sehri gezmeye basladik. Munih guzel ve modern bir sehir 2. dunya savasinda bombalandiktan sonra sehri tekrar bastan yaratmislar dolayisiyla orjinale yakin pek bir sey kalmamis. Alisveris yapmak icin cok uygun buldum ben:) Hatta kiz kiza gidilip sabahtan aksama alisveris yapilasi bir yer... Anlayan anladi:)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Tatil donusu 2 - Cek Cumhuriyeti

Sinirda kontrollere takilmayi beklerken gecip giriverdik Cek Cumhuriyeti topraklarina.. Benim cek vizemde yoktu zaten hic uzulmedim acikcasi...Sadece gumruk olmamasina sasirdim.


Avusturya'dan sonra daha az bakimli ama yine bir o kadar yesil yollardan arabamiz ve biz Prag'a dogru emin adimlarla ilerledik. Bir kac sicak saatten sonra otelimize vardik. Esyalarimizi otele birakip benim internetten buldugum tam Charles koprusunun ayaginda, muhtesem manzarali Hergetova Cihelna Restaurant & Bar 'a dogru hareket ettik. yemeklerinin odullu oldugunu okumustum hakikaten ikimizde cok begendik, hem ortam hem servis hem lokasyon olarak cok basarili bir secim yaptigimi anladim.. Bu arada yemek yerken nehrin uzerinde dolanan teknelere bakip, bir de bir sonraki gune yer ayirttigim Jazz Boat rezervasyonumuzu iptal etmeye karar verdim. Uzaktan bakinca bizim bogazda gezinen kabus turist teknelerini andiriyordu..


Yemekten sonra yagmur esliginde sehir gezme planlarimizi ertesi gune birakarak otelimize geri donduk.


Ertesi gun klasik Kale gezisi.. Ben Kalenin icindeki katedrale hayran kaldim. Biz en cok Yahudi mahallesini sevdik, hem kucuk hem cok hareketli hem kultur dolu. Tabi muzeleri gezerken insanin insanligindan utandigi olmuyor degil.. Neysseee...

3. gunun sonunda ben yavas yavas patates yemekten, Albe de et yemekten sikilmaya baslamisken Plzen uzerinden Mariaske Lazne'ye dogru yola ciktik. Plzen bira uretimi ile unlu, yemyesil, duzenli ve gorulesi bir sehir. Son derece ozenle duzenlenmis cicek bahceleri ve parklari insana kendini iyi hissettiriyor.
Plzen'i birakip aksamustu termalleriyle unlu Mariaske Lazne'ye variyoruz. Ilk olarak sarki soyleyen cesme olarak bilinen, esas parkin icindeki cesmeye gittik, sansimiza sarki soylemeye baslamisti:) Soylenene gore akarken carptigi metallerin cikardigi ses yuzunden sarki soyleyen cesme deniyormus ama basbayagi hoperlorden klasik muzik veriyorlar alana.


video



Bu bolgede yanlis hatirlamiyorsam 5 cesit kaynak var ve hepsininin iyilestirdigine inandiklari hastaliklar birbirinden farkli. Videoda arkada gozuken uzun metal yapinin (Colonnade) icinde kaynaklara musluklar baglamislar ve bardagini alip gidiyorsun ve istedigin sudan doldurup iciyorsun. Biz birkacini denedikten sonra tadina dayanamayip doktuk.. Zaten oyle bir kere icmekle olmuyor haftalik doktorlarin onerdigi kurler var.

Genelde hastaliklarina derman arayanlar cevredeki otellere 1 haftalik paket programlarla gidiyorlar. Icine komple check-up dahil, spa, masaj ve termal banyolari iceren programlar var. Genel olarak tabi 60 yas ustunun tercih ettigi bir yer ama oyle huzur dolu ve spa'lar oyle guzel ki mutlaka gidip gorulmeli diyorum. Son derece modern kompleksler, doktor kontrolunde masaj ve kurler, cok profesyonel bulduk ikimiz de. Bizim 2 gunluk termal maceramiz masaj icin musait otel bulamamamizla Nove Lazne otelinin muhtesem spa merkezinde butun gun yuzerek ve keyif yaparak son buldu. Ilk basta cozmek zor olsa da anladik ki burdaki Spa merkezleri otellerin icinde ayri ayri calisiyor. Her otelin Spa merkezinin fiyatlari farkli. Genel olarak saatlik havuzlara giris ucreti 20 euro civarinda.

Burda yemek konusunda da yuzumuz guldu. Obezite tedavisi ile ilgili programlar oldugundan dolayidir sanirim, restoranlarda diyet yemekler ve bu civarlarda pek sik bulunmayan buharda pismis sebze vs bulabildik. 2 gun midemiz bayram etti:)


Tatil donusu - 1 Austria

Iki haftalik Orta Avrupa turunu tamamladik..

10 gunde 3 ulke ve yaklasik 10 sehir gezdik geldik. Cok gorduk, cok dinlendik, cok keyiflendik.. Ikimizin de ihtiyaci varmis yasadigimiz is temposundan sonra..

Ilk duragimiz Venedikten Salzburg oldu. Ikinci defa arabayla sinir gectim.. Aslinda sinir diye birsey yok, sadece change officeler ve otobanda arabaniza yapistirmak zorunda oldugunuz odeme makbuzunu satan ofisler.

Daha once Viyana'ya bir yilbasi icin gitmistik arabayla ama ben yolda uyudugum icin sanirim farkina varamamisim, otoyollardaki duzenin ve ulkede hakim olan genel yesilligin.

Salzburg kucuk ama cok sevimli tarih kokan bir sehir. Eski sehrin icindeki kucuk dukkanlar, yoruldugunuzda susuzlugunuzu giderebileceginiz birahaneler, pastaneler, sehre tepeden bakan kalesi ve nerdeyse her sokakta karsiniza cikan muzik yapan sanatcilar ve baslarina toplanmis turistler..

Benim en cok hosuma giden binalarin haricinde, Mozart'in vaftiz edildigi sey (kase-havuz?? bilmem ki nedir ona), ve Mirabell Sarayinin bahcesi oldu. Inanilmaz guzellikte bir cicek bahcasi yaratmislar sarayin bahcesinde.

bir de tabi soylemeden edemiyecegim noel susleri dukkanlari.. Neden senenin bu vaktinde bu kadar cok noel susu satan dukkan gorduk pek anlam veremedim ama cok hosuma gitti. Ozellikle cam agac toplari sanat eserlerini andiriyordu.. Kirilacagindan korktugumdan alamadim tabi..
Salzburg'u tam bir gun dolastiktan sonra Linz'e dogru yola ciktik.. Aksam otelimize varip esyalari biraktiktan sonra kendimizi buyuk bir heves ve aclikla Linz sokaklarina attik.. Yurudukce kucuk kucuk ve oldukca pis gozuken kebapci, pideci, lahmacunculari gectikten ve sokaklarda varolan sessizligi ve terkedilmisligi pazar aksami olmasina bagladiktan sonra, 1 saatlik arastirmanin sonunda buldugumuz tek restorana girip firinda patates yemek zorunda kalip hayal kirikligi ile otelimize donduk. Firinda patatesin uzerine bulanmis kremadan bahsetmek bile istemiyorum..
Sabah uyanip kahvaltimizi meshur Linzer Torte ile yapmayi hayal ederek sokaga attik kendimizi, yaklasik yarim saatlik dolanmadan sonra bir pastane bulup oturduk. Ama Linzer torte bitmis oldugundan baska bir pastaneden ogle yemegi icin kendilerini satin alip kacarak Linz sehrinden uzaklastik..
Ogle yemegimiz aldigimiz muhtesem ekmeklerle yapilan sandwich ve ununu hak eden linzer torte ile oldukca keyifli gecti. Ben oyle bir keyiflenmisim ki Avusturya otoyollarinda her adim basi bulunan kucuk piknik alaninda icinde tum paramiz, pasaportlarimiz ve cuzdanlarimiz olan cantami birakip Cek Cumhuriyeti sinirina kadar da yoklugunu farketmemisim.
Ben kalp krizi gecirmek uzereyken arabayi buyuk bir sakinle piknik yerine kadar kullanan ve bana tek bir soz bile etmeyen kocami ne kadar sevdigimi ve takdir ettigimi bir kez daha bu olayla anladim. Cantaya gelirsek, piknik alaninda bankin uzerine yapistirilmis bir not bulduk. " Oyku ve Alberto cantanizi sehrin polis merkezine birakiyoruz, adlari ve adresleri" Inanamadim... Gercekten inanamadimmm. Salya sumuk aglayarak polis merkezine gittik cantami ve cantayi bulan ailenin detaylarini aldiktan sonra yolumuza devam ettik...
Tatilimizi bize geri iade eden aileye nasil tesekkur edilir gercekten bilemiyorum. Durustlugun ve insanligin olmek uzere oldugunu dusunup huzunlendigim anlarda bu aileyi hatirlayip, onlar icin hep guzel seyler dileyecegim...

Agustos ve Olu Sehir Roma

Blogumuzun ana temasina yani Roma'ya geri donecek olursak:)
Agustos ayinda Roma'da yasanan traji-komik durumlari ozetlemekle baslayayim.
Butun arkadaslarima hep Agustos'ta Roma'ya gelinmez sakin aklinizdan bile gecirmayin diyorum. Dusuk sezonu Agustos olan kac sehir vardir arastirip bulmak lazim..
Gecen sene dogumgunumden baslayarak bu sene devam eden acikli durumlari genel olarak inceleyelim...
Gecen sene Roma'da ki ilk Agustos ayinda hem sicaklardan bayilip hem Alberto'nun teklifini hazirliyorduk. Klima alamadik cunku Roma'da klimayi takacak yada eve kadar getirecek adamlarin hepsi tatildeydi.. En kisa teslim zamani yaz sonuydu..
Dogum gunumde ise gidecek restoran bulamadik cunku tanidigimiz bildigimiz butun restoranlarin kapisinda tatildeyiz eylulde acacagiz yaziyordu.. Sonunda ne yaptik, acik buldugumuz ilk bara girip butun gece icip karpuz yedik.
Bu arada ben araba kullanma ozurlu oldugum icin ise hala otobus ve tramvay kullanarak gidiyordum. (hala ayni sekilde devam..) Agustos ayinda Roma'da sadece restoranlar izne gitmiyor, otobus soforleri de izne gittiginden otobus seferleri de nerdeyse yariya iniyor. Dolayisiyla ise gitmek icin evden 1,5 saat once cikmak gerekiyor. Istanbul icin serviste uyuyarak gecirilen bu vakit fazla yurek sizlatmasa da Roma'da gunes altinda otobus beklerken gecirilen vakit cehennem civarlarinda gezmeyi andiriyor.
Bu sene ki maceralarimiz ise gecen seneden beter.. Ama klimamiz var..
Burasi oyle bir yer ki bazen Avrupa'da bir sehirde miyim yoksa kimsenin el uzatmadigi gelismislikten uzak bir koyde mi yasiyorum bilemiyorum.
Burda yilin her zamani Metrolar aciklama yapilmaksizin yarim saatte bir gelebilir, Metro B icinde klimasiz 40 derece sicakta yolculuk edilebilir, otobusler vaktinden once kalkabilir ama asla vaktinde gelmez, otobuslerinde icinde soforun yaptigi ralli sebebiyle yasli ve engelliler yere dusebilir, sofor laf soylenince sinirlenebilir.. Bunlarin hepsi normaldir..
Agustos ayinda ozellikle nerdeyse tum restoranlar, sinemalar, kuaforler, guzellik merkezleri, eczaneler, spor merkezleri, aliveris merkezlerindeki bazi dukkanlar, kitapcilar, pastaneler bir ay boyunca kapali kalabilir.
Sehir bombos, sokaklar bombos.. Sadece turistik yerlerde turistler.. Acikcasi denemedim ama muzeleri kapatiyor olamazlar herhalde... Kapatsalar da aslinda Roma'da acik alanda yuruyerek gezilecek o kadar cok yer var ki sanirim turistler hic bir sekilde hayal kirikligina ugramazlar.. Olsa olsa dukkanlarin neden cogunun kapali olduguna anlam veremezler..
Italyanlar Roma'nin bu sessiz durumuna alismis, ben alisamiyorum.. Agustos bitsin artik tahammul edemiyorum