24 Eylül 2009 Perşembe

Restoran onerileri Ostiense - Testaccio

Sonunda sonbahar Roma'nin da kapisini calmaya karar verdi. Yilin en sevdigim mevsiminde, enerjimin doruklarindayken birkac senedir yapmayi dusundugum ama bir turlu enerji bulamadigim restoran onerileri postunu insallah sonunda yazacagim. Oncelikle Ostiense - Testaccio bolgesinden baslayip insallah zaman buldukca bolgeleri genisletecegim.
  • Da Bucatino: Klasik Roma mutfagi, Bucatini alla amatriciana spesiyallerinden. Daha cok makarna ve et agirlikli ama hicbirini yemem diyene pizza secenegi de sunuyor. Servis cok basarili, fiyatlar uygun, park yeri cok zor. Via Della Robbia Luca 84/86. Telefono : 06 5746886

  • Augustarello: Klasik Roma mutfagi temsilcilerinin en iyisi diyebiliriz. Mekan atmosfer olarak cok sade, ama yemekler cok basarili, kendi uretimleri ozel biralari da var. Via Giovanni Branca, 98/100 Telefono :+39065746585
  • Pizzeria Nuovo mondo: Roma'da simdiye kadar yedigim en iyi pizzayi yapiyorlar. Restoran atmosfer acisindan cok basarili degil, servis hizli ve basarili, keyifli bir yemekten cok, lezzetli bir pizza yemek isteyenler icin ideal. Via Amerigo Vespucci 9/17, 00153 Roma (Testaccio) Tel: +39 065746004
  • Pizzeria Remo: Bu restoranda henuz pizza yemek serefine erisemesem de testaccio bolgesinin en unlu pizzacisi. Kapisinda her gun ve her saat kilometrelerce kuyruk var. Romali arkadaslarim pizzalari o kadar da basarili degil diyorlar, ama bu kadar ragbet goren restorani listeye eklemekte fayda var. Piazza S.M. Liberatrice, 44 - Roma (Testaccio) Tel: +39 065746270
  • Trattoria 'da oio' : Roma mutfaginda ilk 3un icine giriyor, makarnalari cok basarili ve geleneksek Roma mutfagi secenekleri cok fazla, ozellikle et agirlikli. Servis cok basarili degil, cok kibar ve sempatik degiller, ama yemekleri icin mutlaka bir defa ugranmasi gerek bence. Via galvani, 43 –, 00199 testaccio 06-5782680
  • Consolini: Burasi Ostiense - Testaccio bolgesinin en pahali ve sik restoranlarindan. Kocaman 2 terasi var. Yemekleri basarili.via Marmorata 28, Roma, telefono: 06 57284428 http://www.ristoranteconsolini.it/
  • Pizzeria Il Grottino: Pizzalari basarili, ortami Nuovo Mondo'ya gore daha sik ve sicak.Via Marmorata, 165. Tel: 065746232
  • Doppio Zero: Ostiense bolgesinin en unlu barlarindan. Atmosfer modern ve sicak, 19-21:00 saatleri arasinda aperatif veriyorlar, restoran olarak menusu bence zayif ama aperatif icin cok basarili, kokteylleri de guzel hazirliyorlar.Via Ostiense 68 - Tel 0657301961 http://www.menudiroma.com/ita/locali/scheda.aspx?IDLocale=894
  • Pasticceria Andreotti: Simdiye kadar Roma'da buldugumuz en basarili pastane. Siparis uzerine hazirladiklari ozel pastalari var. Sabah kahvalti ve aksamustu aperatif de veriyorlar. Via Ostiense, 54/B OSTIENSE, 00143 ROMA (RM)
  • Sushisen : Japon yemeklerini sevenlere orta seviyede bir japon restorani. Servis basarili, sevimli bir sushi bar'i da var. Orta halli diyorum cunku cok secenegi yok, ama baliklari her daim taze. Via Giuseppe Giulietti, 19/B Tel: 065756945
  • Bishoku Kobo : Ortami cok sade, ciddi bir japon restorani, hatta nerdeyse italyanca konusabilen kimse yok diyebilirim. Yemek kalitesi ve cesitliligi acisindan benim 1 numaram.via Ostiense, 110/b tel. 06 5744190
  • Gastronomia Volpetti: Roma'da ki en unlu 2 sarkuteriden birisi. Burdan alisveris yapmak inanilmaz keyifli. Insan kendini bir an misir carsisinda hissedebiliyor. Herseyden tattiriyorlar, peynir, salam, sucuk cesitleri cok genis. Mezeleri, tuzlu turtalari, ekmekleri muhtesem. Hatta isteyenlere hemen yan tarafinda oglen yemegi servisi veren kucuk bir restorani da var. Via Marmorata 47 (Testaccio), /www.volpetti.com

4 Eylül 2009 Cuma

Yaz bitti mi?

Eylul ayi geldi catti, Roma hala sicak, bazi restoranlar hala kapali ama sehir doldu, trafik geri dondu. Ben de geri dondum..

Yine korkunc sevimsiz bir Temmuz ve Agustos ayi ne mutlu ki geride kaldi. Restoranlarin bazilari hala kapali acik olanlarda ise hayat yok. Burda insanlar nasil egleniyor, naapiyor belli degil, buranin tek eglencesi restoranlarda yemek yemek yada aperatif almak sanki. Daha soyle yemekten sonra gidilecek, ickini yudumlarken dansedebilecegin, diskotekten hafif, bardan agir bir bir yer bulabilmis degiliz.
Is arkadaslarimla cikip yemek yedikten sonra yuruyus yapalim dedik dun, etrafta in cin top oynuyor, saat 22:30. Nerdeyse sokakta fisildasacaktik ahali uyanmasin yada rahatsiz etmeyelim diye. Ya da haftasonu yaptigimiz Piazza Navona ve Trastevere ziyaretleri .. Yemek ye, bir barda oturarak sohbet ederek ickini ic ve evine don seklinde sonuclandi. Dansedebilecegin diskotek tarzi yerler de 18 yas alti gururumuz genclerle dolu.. Mumkun mu gercekten soyle guzel ortamli hem dans edecegin, hem ickini icecegin, yorulunca dostlarinla iki laf edebilecegin yerlerin olmamasi italya'nin baskentinde?
Hadi ben yine cok yasamadim ogrenemedim desem, is arkadaslarim, ki iclerinde birkaci dogma buyume Roma'li, onlarinda bir onerisi olamiyor bu is sonrasi cikmalarimizda.. Insanlar ev is ev, yada ev is restoran ev seklinde yasiyor. Burda nasil eglenilir, nasil stres dagitilir bilen var mi??
Allahtan su ara konserler artti, onumuzde heyecanla bekledigim bir flamenko festivali bir de Ekim'de baslayacak olan Jazz festivali var. Bir de araya sikistirilmis bir Rossini haftasi.. Her 3u icinde biletlerim elbetteki hazir, sirada sadece beklemek var.
Jazz festivalinde benim bildigim 2 muhtesem isim, Diana Krall ve Richard Galliano, ikisini de sabirsizlikla bekliyorum. Flamenko festivali ise dans ve konser olarak ayrilmis yanilmiyorsam bir de work shoplar var. Ben simdiden dans gosterilerine biletlerimi aldim.
Agustos ayini da kapatmamiza ragmen Roma'nin yazini hala kapatabilmis degiliz, hava sicakligi (hissedilen) hala 36'larda, nemden bahsetmek bile istemiyorum.. Serin Iskocya tatilimizden donerken daha serin hayallerimiz vardi Roma icin. Oysa disari adim atilmiyor, ne gece ne gunduz, insan oturdugu yerde terliyor, uyku uyunmuyor, surekli bir bitkinlik, huzursuzluk hali.
Iskocya'ya gelirsek,
5 gun Edinburgh, 4 gun Glasgow tatilim bekledigim gibi muhtesem gecti. Dogasi ve insanlarina hayran kaldim. Sanirim dolastigim hic bir ulkede bu kadar sicak, yardimsever ve kibar insanlara rastlamamisimdir.
Edinburgh'da gittigim donemde uluslararasi sanat festivali olmasi, tarihi yapisi ve kalabalikligi sanirim sehri daha cok sevmemi sagladi. Glasgow daha cok Milano gibi, oldukca modern, cosmopolit, bana gore biraz da soguk.
Edinburgh'da 3 gunu sehre ayirdiktan sonra organize tur sirketlerinden biriyle 2 ayri gun iskocya golleri ve cevresini dolastim. Grayline tur sirketinden cok memnun kaldik, hem rehberimiz son derece bilgiliydi, hem otobusleri rahatti, hem de otelinden alip oteline birakan tek acenteydi. Turlardan birinde Inverness'e kadar ciktik otobusle. Aslinda turun amaci Ness golunde (Loch Ness) tekne turu ve otobusle cikarken de belli yerlerde durmak dinlenmek, fotograf cekmek vs idi. Tum tur 12 saat surdu, bunun abartisiz 8 saati otobus icinde. Cok yer gordum ama bir cogunu otobusun penceresinin arkasindan.
Loch Ness, canavariyla unlu olan bir gol, suyu oldukca karanlik,loch ness de zaten siyah gol demekmis, iskocya'nin havasida oldukca gri oldugundan aslinda oldukca kasvetli bir havasi var. Yerlileri bu arada bir kendini gosteren canavara cidden inaniyor galiba. Tekne turunu da pazarlarken canavar gorebilirsiniz diye pazarliyorlar. Tabi biz fotograflarda gorduklerinizden baska birsey gormedik, hatta o kadar hareketsiz bir geziydi ki onun yerine gol kenarinda turlamadigimiza uzulduk.
Loch Ness gezisinin disinda bir de Rosslyn Chapel gezisine ciktik, bu gezi daha dar bir alanda, daha uzun molalar vererek gecti ve icimize sindi.
Edinburgh'da bakinca aslinda cok da fazla fotograf cekmemisiz, gezilecek baslica yerler, Edinburgh kalesi, National Museum (Avrupa'daki digerleriyle karsilastirinca muze olarak oldukca fakir kaliyor aslinda), bizim bagdat caddesi gibi tasvir edilen, 1 senedir tam ortasindan gecen tramvay calismalari sebebiyle yurunemez hale gelen Princess street ve arkasindaki Rose Street & George street alisveris ve dukkanlar acisindan oldukca zengin. Bunun disinda Kale cevresindeki Royal Mile bolgesi de gormeye deger. Grassmarket dedikleri buyuk meydan ve cevresi ise bana gore oldukca vasat.
Yine kalenin altinda kalan parklar ise sakin yuruyusler icin mukemmel.
Restoranlara gelirsek, bizim en cok begendigimiz eski bir sato'dan bozma the Witchery oldu. http://www.thewitchery.com/. Servis ve ortam cok basarili, deniz urunu sevenlere tam bir cennet. Onun disinda biz genelde yerel Pub ve restoranlarda yedik, Mussel Inn diye bir restoranlar zinciri var, sirf deniz urunu calisiyorlar, midye, karides, tarak vs yemek icin basarili ama ben kazara makarna denedim, birinci cataldan sonra butun tabagi geri yolladim.
Edinburgh'dan sonra Glasgow'a gectik.

29 Ağustos 2008 Cuma

Tatil donusu 3 - Almanya

Almanya turumuza Bamberg ile basladik. Amacimiz romantik yol uzerinde bulunan, bir arkadasimizin onerdigi kucuk sehirleri gezerek Munih'e ulasmakti.
Bamberg gercekten anlatildigi kadar guzel, keyifli ve sokaklari tarih kokan bir sehir. Istanbul gibi 7 tepesi var. Bu tepelerden birine tirmandiginizda bakmaya doyamadiginiz Katedral'e ulasiyorsunuz. Hemen solunda eski mahkeme binasi var. Bahcesine girince insan nerde oldugunu sasiriyor.
Bamberg'de Alman bir arkadasimizin onerilerinden biri olan yerel bir bira evine gittik. Hakikaten icerisi cok orjinal son derece geleneksel gozukuyordu. Isin aci tarafi bu yerel restoranda kimse ingilizce konusmuyordu. bazen bu kadari fazla olabiliyor. Oyle ki benim peynir siparisime buyuk bir sosis biftegi geldi. Yanlis hatirlamiyorsam 3 cesit biralari var. Biri siyah, biri sari digeride weisse . Hepsi de isli. Ben isli biradan pek hoslanmadim ne yazikki, dolayisiyla benim yemegimi de birami da Alberto hupletti. Ben tabi ac kaldim. Ama et yiyenlerin restoranin menusunden hoslanacaklarini dusunuyorum.
Bamberg'den sonraki duragimiz Wuerzburg oldu. Wuerzburg aslinda romantik yolun baslangici. Franconia sarabi ile unlu. Burda aksamustu otelimize yerlestikten sonra sehri gezmeye ciktik. Sehri bir aksamda gezdikten sonra yemegimizi yiyip otelimize geri donduk. Sabah Unesco tarafindan Dunya Klutur Hazinesi olarak secilen ve korunan Residence Palace'i gezmeye gittik.
Wurzburg'dan sonraki duragimiz Rothenburg'da gezdikten ve ogle yemegimizi yedikten sonra Augsburg'da ayarladigimiz otele dogru hareket ettik.

Otele yerlesip biraz dinlendikten sonra hava kararmadan hemen cok merak ettigimiz Fuggerei evlerini gormeye gittik. Fuggerei, dunyanin en eski sosyal konutlari olarak biliniyor. Icinde hala yasayanlar var. Evlerden bir tanesini muze haline getirmisler ve icindeki esyalari orjinal olarak korumuslar. Giriste biletlerinden toplanan parayla mahallenin restorasyon giderleri karsilaniyormus.

Aksam, soylemeden edemeyecegim, Rathaus'un yani belediye sarayinin icinde yer alan son derece modern restoranda kendime resmen bir ziyafet cektim. Seyahatimiz boyunca yedigim tek dogru durust yemek sanirim bu oldu. Aslinda patates disinda yedigim tek yemek diyebiliriz nerdeyse. Kokteylleri de cok basariliydi.

Ertesi sabah gormeyi dort gozle bekledigim Walt Disney kalesine dogru, Fuessen'e dogru yola ciktik. Burda insanin cenneti bulduguna inanmak hic zor degil. Gidis yolu tam bir masal dunyasi.. Alplere dogru yaklastikca yemyesil tarlalar, tarlalarda otlayan yuzlerce birbirinden guzel inekler, gercek mi diye tekrar tekrar baktigimiz Swan Lake golu (Kugu Balesinin gectigi gol) ve yemyesil heybetli daglarin ortasinda kralin yazlik evi olan Hohenschwangau kalesi ve daha sonra kralinin oglu 18 yasinda kral olan 2. Ludvig kendine ozel yaptirdigi meshur Walt Disney - Neuschwanstein kalesi.

Fuessen sehir olarak da son derece sempatik ve sicak bir yer. Araba ile 4 km kadar ciktiktan sonra kalelerin oldugu bolgeye ulasiyorsunuz. 8 euro gibi ciddi bir park odemesi yaptiktan sonra Kisi basi 17 euro bilet parasi verip kale biletlerine sahip olmaniz mumkun. Bunu yaziyorum cunku bana asiri geldi.. Neyse deger miydi, herseyiyle degerdi tabi. Her iki kaleye de cikis icin at arabasi mevcut. Yurumek isteyenler icin ozel parkurlar var. Her iki kaleye de rehber esliginde girmek zorunlu dolayisiyla turlara yer bulabilmek icin erken bir saatte gitmek uygun olur.

Kalelerin ic dekorasyonunun agirligi bir sure sonra inasana ayy dedirtsede ihtisami gormeye deger. Dekor olarak bir cok yerde kugu biblolari kullanilmis. 2. Ludwig'in Wagner'in yakin arkadasi olmasi sebebiyle kalede Wagner'in eserlerinden canlandirma duvar resimleri agirlikta.

Walt Disney'le olan baglantisi ise Sindirella masalinda kullanilan kale olmasi. Walt Disney daha sonra kale'nin haklarini da satin almis. Bu tabi bizim duydugumuz, arastirma yapmadan yaziyorum...

Kale gezilerimizi bitirdikten sonra aksam Munih'e vardik. Otelde bayilip uyuduktan sonra ertesi sabah sehri gezmeye basladik. Munih guzel ve modern bir sehir 2. dunya savasinda bombalandiktan sonra sehri tekrar bastan yaratmislar dolayisiyla orjinale yakin pek bir sey kalmamis. Alisveris yapmak icin cok uygun buldum ben:) Hatta kiz kiza gidilip sabahtan aksama alisveris yapilasi bir yer... Anlayan anladi:)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Tatil donusu 2 - Cek Cumhuriyeti

Sinirda kontrollere takilmayi beklerken gecip giriverdik Cek Cumhuriyeti topraklarina.. Benim cek vizemde yoktu zaten hic uzulmedim acikcasi...Sadece gumruk olmamasina sasirdim.


Avusturya'dan sonra daha az bakimli ama yine bir o kadar yesil yollardan arabamiz ve biz Prag'a dogru emin adimlarla ilerledik. Bir kac sicak saatten sonra otelimize vardik. Esyalarimizi otele birakip benim internetten buldugum tam Charles koprusunun ayaginda, muhtesem manzarali Hergetova Cihelna Restaurant & Bar 'a dogru hareket ettik. yemeklerinin odullu oldugunu okumustum hakikaten ikimizde cok begendik, hem ortam hem servis hem lokasyon olarak cok basarili bir secim yaptigimi anladim.. Bu arada yemek yerken nehrin uzerinde dolanan teknelere bakip, bir de bir sonraki gune yer ayirttigim Jazz Boat rezervasyonumuzu iptal etmeye karar verdim. Uzaktan bakinca bizim bogazda gezinen kabus turist teknelerini andiriyordu..


Yemekten sonra yagmur esliginde sehir gezme planlarimizi ertesi gune birakarak otelimize geri donduk.


Ertesi gun klasik Kale gezisi.. Ben Kalenin icindeki katedrale hayran kaldim. Biz en cok Yahudi mahallesini sevdik, hem kucuk hem cok hareketli hem kultur dolu. Tabi muzeleri gezerken insanin insanligindan utandigi olmuyor degil.. Neysseee...

3. gunun sonunda ben yavas yavas patates yemekten, Albe de et yemekten sikilmaya baslamisken Plzen uzerinden Mariaske Lazne'ye dogru yola ciktik. Plzen bira uretimi ile unlu, yemyesil, duzenli ve gorulesi bir sehir. Son derece ozenle duzenlenmis cicek bahceleri ve parklari insana kendini iyi hissettiriyor.
Plzen'i birakip aksamustu termalleriyle unlu Mariaske Lazne'ye variyoruz. Ilk olarak sarki soyleyen cesme olarak bilinen, esas parkin icindeki cesmeye gittik, sansimiza sarki soylemeye baslamisti:) Soylenene gore akarken carptigi metallerin cikardigi ses yuzunden sarki soyleyen cesme deniyormus ama basbayagi hoperlorden klasik muzik veriyorlar alana.




Bu bolgede yanlis hatirlamiyorsam 5 cesit kaynak var ve hepsininin iyilestirdigine inandiklari hastaliklar birbirinden farkli. Videoda arkada gozuken uzun metal yapinin (Colonnade) icinde kaynaklara musluklar baglamislar ve bardagini alip gidiyorsun ve istedigin sudan doldurup iciyorsun. Biz birkacini denedikten sonra tadina dayanamayip doktuk.. Zaten oyle bir kere icmekle olmuyor haftalik doktorlarin onerdigi kurler var.

Genelde hastaliklarina derman arayanlar cevredeki otellere 1 haftalik paket programlarla gidiyorlar. Icine komple check-up dahil, spa, masaj ve termal banyolari iceren programlar var. Genel olarak tabi 60 yas ustunun tercih ettigi bir yer ama oyle huzur dolu ve spa'lar oyle guzel ki mutlaka gidip gorulmeli diyorum. Son derece modern kompleksler, doktor kontrolunde masaj ve kurler, cok profesyonel bulduk ikimiz de. Bizim 2 gunluk termal maceramiz masaj icin musait otel bulamamamizla Nove Lazne otelinin muhtesem spa merkezinde butun gun yuzerek ve keyif yaparak son buldu. Ilk basta cozmek zor olsa da anladik ki burdaki Spa merkezleri otellerin icinde ayri ayri calisiyor. Her otelin Spa merkezinin fiyatlari farkli. Genel olarak saatlik havuzlara giris ucreti 20 euro civarinda.

Burda yemek konusunda da yuzumuz guldu. Obezite tedavisi ile ilgili programlar oldugundan dolayidir sanirim, restoranlarda diyet yemekler ve bu civarlarda pek sik bulunmayan buharda pismis sebze vs bulabildik. 2 gun midemiz bayram etti:)


Tatil donusu - 1 Austria

Iki haftalik Orta Avrupa turunu tamamladik..

10 gunde 3 ulke ve yaklasik 10 sehir gezdik geldik. Cok gorduk, cok dinlendik, cok keyiflendik.. Ikimizin de ihtiyaci varmis yasadigimiz is temposundan sonra..

Ilk duragimiz Venedikten Salzburg oldu. Ikinci defa arabayla sinir gectim.. Aslinda sinir diye birsey yok, sadece change officeler ve otobanda arabaniza yapistirmak zorunda oldugunuz odeme makbuzunu satan ofisler.

Daha once Viyana'ya bir yilbasi icin gitmistik arabayla ama ben yolda uyudugum icin sanirim farkina varamamisim, otoyollardaki duzenin ve ulkede hakim olan genel yesilligin.

Salzburg kucuk ama cok sevimli tarih kokan bir sehir. Eski sehrin icindeki kucuk dukkanlar, yoruldugunuzda susuzlugunuzu giderebileceginiz birahaneler, pastaneler, sehre tepeden bakan kalesi ve nerdeyse her sokakta karsiniza cikan muzik yapan sanatcilar ve baslarina toplanmis turistler..

Benim en cok hosuma giden binalarin haricinde, Mozart'in vaftiz edildigi sey (kase-havuz?? bilmem ki nedir ona), ve Mirabell Sarayinin bahcesi oldu. Inanilmaz guzellikte bir cicek bahcasi yaratmislar sarayin bahcesinde.

bir de tabi soylemeden edemiyecegim noel susleri dukkanlari.. Neden senenin bu vaktinde bu kadar cok noel susu satan dukkan gorduk pek anlam veremedim ama cok hosuma gitti. Ozellikle cam agac toplari sanat eserlerini andiriyordu.. Kirilacagindan korktugumdan alamadim tabi..
Salzburg'u tam bir gun dolastiktan sonra Linz'e dogru yola ciktik.. Aksam otelimize varip esyalari biraktiktan sonra kendimizi buyuk bir heves ve aclikla Linz sokaklarina attik.. Yurudukce kucuk kucuk ve oldukca pis gozuken kebapci, pideci, lahmacunculari gectikten ve sokaklarda varolan sessizligi ve terkedilmisligi pazar aksami olmasina bagladiktan sonra, 1 saatlik arastirmanin sonunda buldugumuz tek restorana girip firinda patates yemek zorunda kalip hayal kirikligi ile otelimize donduk. Firinda patatesin uzerine bulanmis kremadan bahsetmek bile istemiyorum..
Sabah uyanip kahvaltimizi meshur Linzer Torte ile yapmayi hayal ederek sokaga attik kendimizi, yaklasik yarim saatlik dolanmadan sonra bir pastane bulup oturduk. Ama Linzer torte bitmis oldugundan baska bir pastaneden ogle yemegi icin kendilerini satin alip kacarak Linz sehrinden uzaklastik..
Ogle yemegimiz aldigimiz muhtesem ekmeklerle yapilan sandwich ve ununu hak eden linzer torte ile oldukca keyifli gecti. Ben oyle bir keyiflenmisim ki Avusturya otoyollarinda her adim basi bulunan kucuk piknik alaninda icinde tum paramiz, pasaportlarimiz ve cuzdanlarimiz olan cantami birakip Cek Cumhuriyeti sinirina kadar da yoklugunu farketmemisim.
Ben kalp krizi gecirmek uzereyken arabayi buyuk bir sakinle piknik yerine kadar kullanan ve bana tek bir soz bile etmeyen kocami ne kadar sevdigimi ve takdir ettigimi bir kez daha bu olayla anladim. Cantaya gelirsek, piknik alaninda bankin uzerine yapistirilmis bir not bulduk. " Oyku ve Alberto cantanizi sehrin polis merkezine birakiyoruz, adlari ve adresleri" Inanamadim... Gercekten inanamadimmm. Salya sumuk aglayarak polis merkezine gittik cantami ve cantayi bulan ailenin detaylarini aldiktan sonra yolumuza devam ettik...
Tatilimizi bize geri iade eden aileye nasil tesekkur edilir gercekten bilemiyorum. Durustlugun ve insanligin olmek uzere oldugunu dusunup huzunlendigim anlarda bu aileyi hatirlayip, onlar icin hep guzel seyler dileyecegim...